Defter

DÜNYASIZLAR -ÇÖKÜŞ-  

  1. DÜNYASIZLAR
    (ÇÖKÜŞ)

    20 ARALIK 2012

    Taner her sabah olduğu gibi işe gitmek için hazırlandı. Kahvaltısını yaptıktan ve çocuklarıyla vedalaştıktan sonra evden çıktı. Hiçbir fikri olmamasına karşın bugün kendini diğer günlerden çok daha farklı hissediyordu. Her zaman alışveriş yaptığı büfeye uğrayıp sigarasını aldı. Gazetelere gözü takılmıştı. “İNSANLIK TARİHİNİN SONU 23 ARALIK 2012” başlıklı yazıyı gördü. Gazeteyi aldı ve göz attıktan sonra yoluna devam etti. Gazetede yazılana göre 3 gün sonra insanlık tarihi sona erecekti. Sebebi ise en ince ayrıntılarıyla verilmişti. Maya takviminin bu tarihte son bulması, “Tanrıların Gezegeni” diye de adlandırılan Marduk gezegeninin bu tarihte dünyamıza çok yaklaşarak güçlü bir manyetik alan oluşturması vb. gibi sebepler sıralanmıştı. Bu gerçekten mümkün olabilir miydi?
    20 yıldır memur olarak çalışan Taner artık emekliliğinin geldiğini düşünmekte. Ama çocuklarının eğitimi ve hayatlarını kurması için hala emekliliğini istemeden işine devam etmektedir. İş yerine geldiğinde, iş arkadaşlarının da bu konuda tartıştıklarını gördü.
    Kadir karşısında oturan kendinden 5-6 yaş büyük olan Ahmet’e düşüncelerinin yanlış olduğunu kabul ettirmeye çalışıyordu.
    “Bak Ahmet ağabey eğer gerçekten böyle bir şey olsaydı şu anki teknoloji ile 3 gün önce değil 2-3 yıl öncesinden bilinirdi.”
    Ahmet dinliyormuş gibi kafasını öne eğip Kadir’i onaylayarak dinliyordu.
    “Tabi bu teknolojiye kendin sahip olsaydın bilirdin. Sanki bu teknolojileri kullanan devletler bunu bilmiyorlar mı sanıyorsun?”
    Kafası karışmış olan ama bir yandan da altta kalmak istemeyen Kadir ne diyeceğini bilemiyordu ve sonunda cevap verebildi.
    “Bilselerdi bunu açıklarlardı. Bu yükü hiçbir devlet kaldıramaz.
    Ahmet bir yandan Kadir’in bu tutumunun nedenini kestirmeye çalışıyor bir yandan da sorularına cevap getiriyordu.
    “Asıl açıklarlarsa ortaya çıkacak kaosu kaldıramazlar. Bu yüzden açıklamıyorlar.”
    Kadir iyice köşeye sıkışmış hissediyordu kendisini kafasını kaşıdı ve işyerine yeni gelen Taner ağabeyine yöneltti soruyu.
    “Taner ağabey sen ne düşünüyorsun bu konuda?”
    Taner o sırada kendi düşüncesinde ki soruları cevaplamakla meşguldü. Sabah gazetede okuduklarından hemen sonra kendisini bu tartışmanın ortasında bulması bir tesadüf müydü? Yoksa bu tartışmayla karşı karşıya kalacağı için bilinmeyen güçler tarafından mı dikkati gazetelere kaydırılmıştı?
    Sorusuna cevap alamayan Kadir;
    “Taner ağabey!” diye yeniledi.
    İsminin telaffuzu ile dikkati dağılan Recep önce kendini silkeledi ve buyur manasında kafasını hareket ettirerek Kadir’e ne istediğini sordu.
    “Sen ne düşünüyorsun bu konuda? Yani 3 gün sonra dünyanın yok olması falan…”
    Taner az önce düşündüklerini aklından tekrar geçirerek;
    “Kardeşim benim pek ilgim alakam olmadığından belli bir düşünceye sahip değilim. Ama bu gazetede yazılanlara bakılırsa; bu kadar tesadüf olamaz. Gerçeklik ihtimali var. O tarih geldiğinde hep beraber görürüz. Tabi yaşarsak.”
    Taner sözünü tamamladığı sırada ufak büyüklükte bir deprem meydana geldi ve bütün adliye çalışanları koşarak kendilerini dışarıya attılar. Aşağıya indiklerinde Ahmet’in yüzünde bir gülümseme meydana geldi. Bu kadar ciddi bir doğa olayında nasıl gülebildiğine hayret ettiler. Kadir dayanamayıp sordu;
    “Ahmet ağabey böyle bir olayda nasıl güle biliyorsun? Bu depremde hepimiz ölebilirdik…”
    Ahmet gayet kendinden emin ve gülümsemesini arttırarak,
    “Bana inanmıyordunuz. Alın size ispatı. En az 5-6 seneden beri burada hiçbir deprem meydana gelmedi. Buna ne diyeceksiniz.”
    Kadir ve Ahmet atışırken, Taner burada geçirdiği 9 yılı aklından geçiriyordu. Gerçektende buraya geldiğinden beri hiçbir deprem olayı meydana gelmemişti. Zaten Acıpayam Denizli’ye bağlı ufak bir ilçeydi ve 4. Derecede deprem riski olan bölgeler arasındaydı.
    Aşağıya ineli 15 dakika kadar olmuştu. İlk 5 dakika 2 ufak artçı deprem daha meydana gelmişti. Ve son 10 dakikadır hiçbir sarsıntı olmamıştı. Bina görevlisi, “Kaymakam herkese işinin başına dönmesi gerektiğini söyledi” diye duyurdu. Ama Taner hiç dönmek istemiyordu. “Ya bir deprem daha olursa, ölürsem, çocuklarımı ve ailemi bir daha göremezsem” diye düşünüyordu. Bu korkuları yenmenin tek yolunun işe dönmesi gerektiğini ve hiç bir şey olmayacağını görmek olduğunu biliyordu. Diğer herkes çoktan işinin başındaydı. “Zaten biraz daha burada oyalanırsam üstlerimden azar işiteceğim” diye düşündü ve ağır ağır merdivenleri çıkmaya başladı. Tam binadan içeri giriyordu ki; daha büyük bir deprem meydana geldi. Acele ile koşmaya başladı. Çok büyük bir gürültüyle bina yerle bir olmuştu. En alt katta bulunan yirmi-otuz kişi kurtulabilmişti sadece. Bütün çalışma arkadaşları ikinci katta çalışıyordu ve büyük bir ihtimalle ölmüşlerdi. Enkaza koşup arkadaşlarını aramaya başladı. Beş dakikalık bir uğraştan sonra, çabasının boş olduğunu gördü ve çaresizce etrafına bakındı. Etrafa baktığı anda hissettiklerini hiçbir zaman hissetmemişti. Midesi bulanıyor ve gördükleri karşısında başı dönüyordu. Çevresinde olup biteni anlaması on saniye sürmüştü. Beyni çok geç tepki veriyor adeta çalışmıyordu. Kilitlenip kalmıştı oracıkta.
    Kendine geldiğinde hastanedeydi. Çocukları yanı başındaydı. Fakat bir eksiklik olduğunu hissetmişti. Eksikliğin farkına vardığında oğluna sordu, “ Annen nerde Tolga?”
    Tolga 22 yaşında, askerliğini bitireli yedi ay kadar olmuş genç bir delikanlıydı. Babasına çok bağlıydı. Babasının onun için yaptıkları aklına geldikçe hüzünlenir ve babasıyla gurur duyardı. Biraz duraksadı. Aslında duygusal değildi. Ya da duygularını çok iyi kontrol edebilen biriydi. 11 sene önce kardeşi Muhammet’i kaybettiğinde ne kadar güçlüyse şuanda o kadar güçlü hissediyordu.
    “Deprem olduğunda işyerinden merkeze geldim. Bizim bina da yıkılmıştı. Şuan hala enkaz çalışmasına başlanmadı. 3 kattan yüksek yapılı bütün binalar yerle bir oldu. Kazı ekipleri daha kalabalık olan binalarda çalışıyorlar.”
    Recep hala sorduğu soruya cevap alabilmiş değildi. “Hülya’yı kaybetmiş olsaydık Tolga bu kadar sakin duramazdı” diye düşünüyordu kendince. Aslında öyle olmasını istediği için öyle düşünüyordu.
    “Ben sana anneni soruyorum oğlum binayı değil..!”
    Tolga gözlerini babasından kaçırarak;
    “Annemi…”
    Sözünü bitirememişti ama Taner o an anlamıştı. Gerçekten çok büyük bir deprem daha oluyordu. Duydukları karşısında mı hissediyordu acaba Taner bu depremi…
    Hayır! Bu gerçek ve çok daha büyük bir depremdi. En son gördüğü oğlu ile beraber binanın yıkılan kolonunun altında kalmasıydı.

    8 ARALIK 2012
    Uyandığında sırılsıklam terlemişti Taner. Eşi Hülya yanında yatıyordu. Derin bir nefes aldı ve sevincinden karısına bir öpücük kondurdu. Neyse ki sadece bir rüyaydı. Ama gerçek gibiydi. Rüyasında gördükleri karşısında hissettikleri gerçek birer acıydı sanki. Bu söylentiler gerçekten konuşuluyordu ve dünya gündemini rahatsız eden bir şey idi. Duyduklarından etkilenip bu rüyayı görmüş olabileceğini düşündü. Sonra da kötü ihtimal geldi aklına; ya da gerçekleşeceği için görmüştü.
    “Günaydın karıcığım” diyerek bir öpücük daha kondurdu eşine. Hülya gözlerini okşayarak; “günaydın” dedi. Uyanmaya bu öpücüğün gerçek mi yoksa rüya mı olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bu Taner’in pek sık yaptığı bir şey değildi. Şaşırmıştı ve şaşkınlığını gizleyemeden sebebini sorarcasına baktı eşine… “İçimden geldi olamaz mı ya…!” diye geçiştirdi Taner. Hülya kahvaltıyı hazırlamaya indiğinde Taner hala rüyanın etkisinden yatağından çıkamamıştı. Rüyada eşinin, çocuklarının ve kendisinin öldüğü aklından bir türlü çıkmıyordu. İyice gerildi ve yataktan çıkıp banyonun yolunu tuttu. Elini yüzünü yıkadıktan sonra az da olsa kendine gelebilmişti. Üstünü giyinip kahvaltıya indi. “Günaydın çocuklar!” diyerek kahvaltı masasına oturdu. “Tolga televizyonu açar mısın oğlum?” yanında ufak kardeşleri varken kendisine iş buyrulmasından hoşlanmıyordu Tolga ama söz konusu babası olunca sesini çıkartmıyordu. Annesi söylemiş olsaydı kardeşlerine açtırmıştı bile. “Tamam” diyerek televizyonu açtı. Taner bir yandan kahvaltısını yapıyor bir yandan da haberleri izliyordu. “Amerika’nın İran’ı işgal gerekçesi olan nükleer silahlardan hala bir iz yok…”, “Ülkemiz büyümesini istikrarlı bir şekilde devam ettirerek ‘En Güçlü 20 Ekonomi’ arasına girmeyi başarıyor.”, “İsrail’de canlı bomba patladı 7’si asker 9 kişi yaşamını yitirdi, 30’un üstünde yaralı olduğu tahmin ediliyor.”, “Haber başlıklarını bir son dakika haberi ile bölüyoruz, Şuanda bütün paylaşım sitelerinde 500.000’den fazla insan dün gece rüyasında dünyanın yol olduğu bildirmekte. Ve eklemek zorundayım ki ben ve ekibimizden arkadaşlarda aynı rüyayı görmüştür. Gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz. Bizi izlemeye devam edin!”

    By J. Mysterious
    (b j mysterious, 19-12-2010)


Siz de bu konu ile ilgili görüşlerinizi yazabilirsiniz. Bunun için üye olmanız gerekmektedir. Üyelik ücretsizdir.